Antalya Körfezi’nde, Anadolu’nun güney sahili boyunca Pamfilya ovasına yerleşmiş, kuzeyinde Toros Dağları ve güneyinde Akdeniz bulunan, Türk Rivierası sınırları dahilinde kıyı şeridi boyunca 70 km’lik alana sahip bir turizm ilçesidir. Batıdan doğuya sahil şeridi boyunca Manavgat ilçesi, kuzeybatı kısımlarında dağlık bir araziye sahip Gündoğmuş ilçesi, kuzeyinde Hadim, doğusunda Taşkent ve Sarıveliler, güneydoğusunda ise Gazipaşa ilçeleriyle çevrilidir. Manavagat, Side ve Selge gibi eski şehirlere ev sahipliği yapmaktadır.

1.598,51 km²’lik bir alana sahip olan ilçenin Antalya şehir merkezine uzaklığı 154 km’dir. İlçe idari olarak Antalya iline bağlı olup Alanya Belediyesi ve ilçesi de Antalya Büyükşehir Belediyesi sorumluluk alanındadır. 2015 yılındaki resmi nüfusu 291.643 kişidir. 2012 yılında faaliyete geçen Alanya Gazipaşa Havalimanı Alanya’ya 45 km uzaklıktadır.

Alanya, Türkiye turizminde ve yabancıların Türkiye’de mülk alımında önemli bir paya sahiptir. 1958’lerden sonra gelişen ve 1980’li yıllarda başlayan girişimler ile turizm, ilçedeki en etkin iş kolu haline gelmiş ve bölgede nüfus artışı meydana getirmiştir. İlk başlarda apart otel sayısının yoğun olduğu ilçede günümüzde 1.000 kişi kapasiteli tesislerden 3.500 kişi kapasiteli kapsamlı tesislere kadar çeşitli turistik tesis mevcuttur.

Bölgede Akdeniz ikliminin özellikleri görülmektedir. Kış ayları ılık, yaz ayları sıcak geçer. Sıcak iklimi sayesinde birçok sportif faaliyet ve kültürel etkinliğe elverişlidir.

Alanya’nın spor dünyasındaki en önemli başarılı organizasyonu olan Triatlon her yıl Ekim ayının 2. haftası Keykubat Plajı’nda başlayıp limanda son bulur. Ayrıca diğer bir uluslararası organizasyon ise Avrupa Plaj Voleybol turnuvasıdır. Dünyaca meşhur Kleopatra (Damlataş) plajında yapılmaktadır.

Alanya ilçesinde bir devlet ve bir vakıf olmak üzere iki üniversite bulunmaktadır. 2015 yılında kurulan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi devlet üniversitesidir. 2011 yılında kurulan Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniversitesi Nimet-Abdurrahman Alaettinoğlu tarafından yaptırılan bir vakıf üniversitesidir. Yaptıkları bağışlarla Alanyalıların eğitimine büyük katkılar sağlayan Alaettinoğlu ailesi, bu üniversitenin yanı sıra ilçeye 4 lise ve 3 ilkögretim okulu daha bağışlamıştır.

Tarih boyunca Alanya; Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorluklar için Akdeniz’de önemli bir kale görevi görmüştür. Selçuklu zamanında I. Alaeddin Keykubad yönetimi altındaki bölge, jeopolitik bir önem kazanmıştır. Şehrin bugünkü sembollerinden Kızıl Kule, tersane ve Alanya Kalesi bu döneme aittir.

Alanya Teleferik

Damlataş plajından, yaklaşık 300 rakımda ve 1. derece arkeolojik sit alanı olan Alanya Kalesi’nin içerisinde bulunan Ehmedek bölgesine çıkışı sağlayan, 900 m hattan oluşan Alanya Teleferik 19 Ağustos 2017’de hizmete başlamıştır. Teleferiğin zirve durağına yerleştirilen yürüyüş yolları ile iç kale ve diğer bölgelerine ulaşılıyor.

TARİHÇE

Antik çağda Pamfilya ile Klikya arasındaki çizgide yer aldığı için bazen “Pamfilya” bazen de “Klikya” olarak anılmıştır. Alanya; antik çağlarda korsanlara, Bizans döneminde derebeylerine ev sahipliği yapmış, Anadolu Selçukluları döneminde ise başkent olmuş ender güzellikte tarihi bir şehirdir. Herodot’a göre bu bölgenin insanları Truva savaşı sonrası Anadolu’ya dağılan insanların soyundan gelmiştir. 1957 yılında Prof. Dr. Kılınç KÖKTEN’in, kent merkezine 12 km uzaklıktaki Kadıini Mağarası’nda yaptığı araştırmalara göre; bölge tarihi Üst Paleolitik (M.Ö.20 – 17) dönemine kadar uzandığı anlaşılmıştır.

Alanya’nın ilk kez kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Kentin bilinen en eski adı Korakesium (Coracesium)’dur. Bizans döneminde kente Kalonoros adı verilmiştir. Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Allaaddin Keykubat’ın 13. yy’da (1200 – 1237) kaleyi alması ile şehrin ismini Alaiye olarak değiştirilmiştir. M.Ö.4. yy’da antik coğrafyacılardan Scylax, Korekesium’dan ilk olarak bahseden kişidir. Bölge bu dönemde, Anadolu’nun önemli bir bölümünü istila eden Perslerin egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra bölgeyi gezen seyyahlardan olan ünlü antik çağ yazarları Strabon, Piri Reis, Seyyep, İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi eserlerinde kentten bahsetmişlerdir. Strabon; Korakesion’u Kilikya’ya batıdan girildiğinde ilk görünen şehir olarak tanımlar ve zaptedilmesi oldukça zor, çok dik bir kaya üzerinde kurulmuş olduğunu belirtir. Korakesion; küçük bir askeri birlikle bile doğal savunma kolaylığı ve korunaklı limanı ile korsanlar ve asiler için ideal bir sığınak olarak, M.Ö. 2. yy’da korsan limanı ve merkezi olur. M.Ö.65 yılında Romalı komutan Magnus Pompeius’un galibiyetiyle sonuçlanan Korakesion savaşı ile korsan egemenliği sona eren ve Roma İmparatorluğu topraklarına katılan kent, surların genişletilmesi ve yeni binaların yapılmasıyla büyür. Bu dönemde imparatorlar adına sikke bastırılmıştır. Sikke örnekleri Alanya Müzesi’nde sergilenmektedir. Roma’nın çöküşü ile Bizans döneminde şehrin adı “güzel dağ” anlamında Kalonoros olur.

Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykubad, Alanya kalesinde hüküm süren ve hristiyan sülalelerinden olan Kyr Vart’ ı 1221 yılında yenilgiye uğratarak Kaleyi ele geçirmiştir. Sultan Alaaddin Keykubat; kendi adına bir saray yaptırmış, kenti yeniletmiş ve kışlık başkent yapmıştır. Kentin adını da “Sultan Alaaddin’in şehri” anlamına gelen Alâiye olarak değiştirmiştir. Alaaddin Keykubat döneminde şehir en parlak dönemini yaşar. Bugünkü kale, tersane ve hala ayakta duran yapıların birçoğu o dönemdendir.
Alaiye’nın alınmasıyla Anadolu Selçuklu Devleti; Akdeniz kıyılarında hem güçlü bir kaleye hem de deniz ve karada güçlü bir dayanağa sahip olmuştur. Gelişen iç, dış ve transit ticarette Alaiye özel bir konuma ulaşmıştır. 14. yy’ın ilk yarısında Alaiye; Anadolu Selçuklular’ın önde gelen bir ticaret kenti, önemli bir deniz üssü, Mısır ve Suriye ile güçlü ilişkileri olan bir ticaret ve gemi inşa merkezi olarak, Anadolu ve Akdeniz’in önemli kentleri arasında yer almıştır. Genellikle gemi yapımında kullanılan ünlü sedir ağaçları için gelen Mısırlı tacirlerin yanı sıra; Ceneviz, Venedik ve Floransalı tacirler de Alanya’dan baharat, keten ve şeker alıyordu. Pegolotti, “practura della mercatura” isimli kitabında Alanya’da kullanılan ağırlık ve ağırlık ölçülerini, İtalyan ağırlık ve ölçüleriyle kıyaslayan bir cetvel sunmuştur. Mısırlı ve Suriyeli tacirler, Karadeniz limanlarına seyahat etmek için Alanya yolunu kullanıyorlardı.

1300 yılında Anadolu Selçukluları’nın dağılması sonucu şehir Karamanoğlu Beyliği’nin egemenliğine girer. Konya merkezli Karamanoğulları, 1427 yılında şehri beşbin bin altın karşılığı Mısır Memluk Sultanlığı’na satılmış, 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı Devleti topraklarına dahil edilmiştir.

Alanya; Tarsus ile birlikte 1571 yılında Kıbrıs eyaletine bağlanmış, 1864 yılında ise Konya vilayetinin sancağı olmuştur. 1868 yılında Antalya’ya sancağına bağlanmış ve 1871 yılında da Antalya’nın ilçesi olmuştur. M.S.7.yüzyılda Arap akınları ile kent savunması daha da önem kazanmış ve akınlara karşı korunmak amacıyla kale yapımlarına öncelik verilmiştir.

1931 yılında Mustafa Kemal Atatürk Alaiye’yi ziyaret etmesinden sonra dönemin belediye başkanı Hüseyin Hacıkadiroğlu, Alaiye halkı adına Atatürk’ün seyahat ettiği gemiye Alaiyelilerin sevgi, saygı ve bağlılıklarını ileten bir telgraf çekmiştir. Ancak o dönemlerde karadan gemiye çekilen telgraflar Çanakkale üzerinden iletildiği için Atatürk’ün eline ulaşan telgrafta Alaiye’nin adı yanlışlıkla “Alanya” olarak yazılmıştır. Bunu fark eden Atatürk, şehrin adının “Alanya” olarak değiştirilmesi için talimat vermiştir. Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile bundan sonra kent “Alanya” adını almıştır.

TARİHİ YERLER

Alanya Kalesi

6 km uzunluğundaki surlarla çevrili, 10 hektarlık bir yarımada üzerinde bulunan Alanya Kalesi; Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Orta Kale’nin Arap Evliyası’ndan Ehmedek’e kadar olan kısmında bulunan iri blok taşlı, harçlı Helenistik sur duvarı M.Ö. 2. yy’da kentin hakimi Diototos Tryphon döneminden kalmıştır.

Alanya Kalesi; Bizans döneminde Kalonoros (güzel dağ) adıyla, gemiciler için önemli bir yer belirleme noktası ve Akdeniz’in en işlek limanı olmuştur. İçkale’deki kilise, Arap Evliyası, Cilvarda burnu üzerindeki manastır harabeleri ve Orta Hisar’dan İçkale’ye devam eden yuvarlak kuleli sur kalıntıları Bizans dönemine aittir. 1221 yılında Kalonoros; kalenin sahibi Kyr Vart tarafından Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat’a teslim edilir ve adı Alaiye olarak değiştirilir. I.Alaaddin Keykubat; büyük bir imar faaliyetine başlayarak eski surları sağlamlaştırır, yeni surlar inşa eder ve Alanya’ya en parlak dönemini yaşatır. Bugün hala ayakta duran surlar, büyük sarnıçlar, Tersane, Kızılkule, Tophane, ve İçkale’deki saray kompleksi I.Alaaddin’in yaptırdığı eserlerden bazılarıdır. Ehmedek, Akşebe Mescidi, Andızlı Camii, Selçuklu hamamı, Aşağı Kale hamamı da Selçuklu dönemine ait yapılardır. Yukarı Kale’de bulunan Süleymaniye Camii, bedesten ile arasta ve geleneksel Alanya evleri Osmanlı dönemine ait eserlerdir.

Yerli ve yabancı birçok seyyah Alanya Kalesi’nden şöyle söz etmiştir:

1332 yılında İbn-i Batuta; buradaki kerestenin İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç edildiğini,
1650 yıllarına doğru Katip Çelebi, Alanya Kalesi’ni ihtişam bakımından Bağdat kalesi ile kıyaslayarak burada pamuk, ipek ve susam yetiştirildiğini,
1671 yılında Evliya Çelebi ise 300 evin bulunduğu Orta Hisar’da Süleymaniye Cami ve Akşebe Mescidi, bir sarnıç, avlusuz evler, Aşağı Kale’de 2 medrese, 6 çocuk mektebi, 3 han, 1 hamam, 1 çeşme ve 150 dükkanın bulunduğunu, bütün sokakların merdivenli olduğunu, ulaşımın katır ve eşeklerle sağlandığını belirtir.

Setton Llyod; “Alai’yye” adlı kitabında, surların bölümlendirdiği bölgeler ile Alanya Kalesi’ni 5 bölgeye ayırmıştır.
1. Bölge: Bir ucu Kızılkule, diğer ucu Tersane’de olan hilal şeklindeki bölge
2. Bölge: 1.bölgenin üstündeki tepenin eğimli kısmı
3. Bölge: Ehmedek’in bulunduğu ve İçkale’ye kadar uzanan bölge
4. Bölge: İçkale’nin bulunduğu bölge
5. Bölge: Cilvarda burnunun dahil olduğu bölge

Kızılkule

13.yy Ortaçağ’da Akdeniz savunma yapılarının eşsiz bir örneği olan Kızılkule; limanı, tersaneyi ve Alanya Kalesi’ni deniz yönünden gelecek saldırılara karşı korumak için Selçuklu hükümdarı I. Alaaddin Keykubat tarafından Halep’li yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye inşa ettirilmiştir.

Kızılkule; günümüzde olduğu gibi geçmişte de ihtişamlı görünümüyle dikkat çekerek birçok kitapta yer almıştır. Evliya Çelebi; Alanya Kalesi’nin deniz tarafında sekiz köşeli sağlam bir kulesinin olduğunu, bu kulenin kuşatma sırasında 2000 kişi aldığını, burada oturan ikinci kale muhafızının 40 askere sahip olduğunu belirtir. Kule; eğimli arazide bir ana kaya üzerine kurulmuş olduğu için, doğu yönünde 33 m olan yükseklik batı yönünde ise 3 m daha kısadır. Alt duvarlarda düzgün kesilmiş ve birleştirilmiş dikdörtgen kireç taşı, devşirme malzeme olarak da klasik sütun gövdeleri, üst bölümlerde ise kırmızı tuğla kullanılmıştır.

Yapının dış kuzey duvar yüzeyinde “Allah’a minnet” yazılı ve altında yerden 10 m yükseklikte Alaaddin Keykubat adına yazılmış ve inşa tarihinin 1226 Nisan ayı olarak belirtildiği dört satırlık bir inşa kitabesi, güney duvarında ise başka bir inşa kitabesi bulunmaktadır. Giriş kapısının sağındaki duvarda bulunan usta kitabesinde yapıyı inşa eden ustanın adı belirtilmiştir. Kızılkule’nin cephelerinde toplam 56 adet mazgal penceresi, düşmanın kurtulmasını imkansız kılacak düzende sıralanmış ve düşmanı geri püskürtmek için 22 adet kaynar zift ve su dökme açıklığı ve 6 adet çörten bulunmaktadır. Sekizgen bir plana sahip olan Kızılkule, sade dış görünüşünün aksine içinde karmaşık bir plana sahiptir. Kızılkule; zemin kat, birinci kat, asma kat, açık kat ve açık teras olmak üzere beş katlıdır. Yapının heybetli görünüşünün aksine; askeri amaçlar nedeniyle küçük ve gösterişsiz bir giriş kapısı ve dar bir koridordan zemin kata ulaşılmaktadır. Zemin kat günümüzde sergileme mekanı olarak kullanılmaktadır.